Create a Myspace LED Scroller

BİR SAKİ'DEN İÇTİM ŞARAP - Blogcu


5 - Maide Suresi: 51. Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.




site ekle pagerank kazan

Tıkla Sende Sitene Ekle


Sitene Ekle

TC Kimlik No
Vergi Kimlik No
SSK Hizmet Dökümü
İnternet Vergi Dairesi
Motorlu Taşıtlar Vergisi
Telefon Rehberi
ÖSYM Sınav Sonuçları
ÖSYM Sınav Sonuçları
ÖSS Sonuçları
KPSS Sonuçları
KPDS Sonuçları
LES Sonuçları
TUS Sonuçları
ÜDS Sonuçları
ALS Sonuçları
DGS Sonuçları
Diğer Sınav Sonuçları
ÖSYM Sınav Takvimi
E-Devlet Linkleri:
Devletim.com
Online Hizmetler
Milli Eğitim Bakanlığı
Üniversiteler
Sağlık Bakanlığı
Emeklilik Hizmetleri
Hukuk ve Adalet
Emniyet Hizmetleri
Ekonomik ve Mali İşler
İş ve Eleman Arama
Genel Devlet Kurumları
Bakanlıklar
Valilikler
Belediyeler
Kaymakamlıklar
Siyasi Partiler
Silahlı Kuvvetler
Sivil Toplum
Engelli Sayfaları
Elçilik - Konsolosluklar
Avrupa Birliği
K.K.T.C.
Turizm
Tatil ve Gezi Rehberi
Deprem Linkleri
Haber Kaynakları

GÖNLÜMÜZDEN GEÇENLER

DALGALI GÖNLÜM

GÖNÜL DOSTLARIM

DOST SİTELER




YARILAN AY

28/6/2009 · Kategori: Öyküler

YARILAN AY

     


      Gökyüzünde irili ufaklı pek çok yıldız dolaşıyordu.Aralarında çok parlak olanlar da vardı sönmeye yüz tutanlar da.Çok süratli gidenler olduğu gibi daha yavaş gidenler de vardı.Yıldızlar, alevden toplar gibi he döne döne dolaşıyor hem de yanıyorlardı.Hepsi de uzayın mücevherleriydi.Birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar, düzen içinde işliyorlardı.
      Kainatta pek çok galaksi denilen yıldız ailesi vardı.Bunlardan Samanyolu ailesindeki milyonlarca yıldızdan birkaçı aralarında sohbet ediyorlardı.
      Mavi yıldız ışığını titreştirerek konuştu:
      - Biliyor musunuz arkadaşlar!Bugün yakınlarımdan bir kuyruklu yıldız geçti.O kadar hızlıydı ki doğru dürüst selamlaşamadık bile.acelesi vardı her halde.Geçip giderken kuruğunu ancak fark edebildim.
      Sarı yıldız kendi etrafında dönmesine ara vermeden:
      - Bugün benim de misafirim vardı.Birkaç göktaşı çekim sahama girip bana misafir oldular.
      Yakınlarında sönmekte olan yaşlı bir yıldız vardı.Diğerleri ona, "Yıldız dede" derlerdi.Yıldız dede:
      - Ah çocuklar, dedi.Sizler daha pek gençsiniz.Ne kuyruklu yıldızlar, ne göktaşları göreceksiniz daha.Çokları bizi basit görür.Oysa ne kadar renkli, ne kadar hareketli hayatımız vardır.
      Az ötedeki çocuk yıldız bir yandan eteklerindeki toz ve gazları toplarkenbir yandan da söze karıştı.
      - Sıcaklığım bugün biraz daha arttı arkadaşlar, dedi.İçimdeki gaz ve toz bulutu giderek sıkışıyor da ondan olsa gerek.Yıldız olmak kolay değilmiş.Bugün dolaşırken az daha bir kara deliğe düşüyordum.Allah korudu.
      İkiz yıldızlar söze katıldılar:
      - Yıldız dedeciğim.Henüz biz çok genciz.Elli milyon yaşlarında var veya yokuz.Siz daha yaşlısınız, belki bilirsiniz.Sahi biz nasıl olduk?Kainat nasıl oluştu?Anlatır mısınız?
      Diğer yıldızlar ikiz yıldızların sorduğu soruyu merak ediyordu.Acaba nasıl var olmuşlardı?Işıklaını titreştirerek heyecanla dinlemeye koyuldular.
      Yıldız dede yavaş yavaş:
      - Ah evlatlarım, dedi.Benim bildiğime göre bundan 15 milyar yıl önce hiç bir şey yokmuş.Yaratımız Allah emir vermiş.büyük bir patlama olmuş.Bu büyük patlamayla sıcaklık ve enerji oluşmuş.Onlardan da madde yaratılmış.Gaz ve toz bulutları da kendi etraflarında döne döne yogunlaşmış.Bakın şuradaki çcuk yıldızın yaşadığı gibi bizler de oluşmaya başlamışız.Rabbimiz eşükürle olsun kibizi yaratmış.Var olmak ne güzel şey.
      Çocuk yıldız merakla:
      - Yıldız dedeciğim!Kainatta sadece ısı ve ışık yayan yıldızlar yok ki.Gezegenler de var.Ya onlar?
      - Bazı parçalarımızın bizden kopup ayrılmasıyla da gezegenler oluşmuş.Tabi onların yüzeyleri soğumuştur.Ama bazılarının içleri hala çok sıcak.
      Sarı yıldız, hem Yıldız dedeyi dinliyor, hem de dalgın dalgın uzaklardaki bir gezegene bakıyordu.Arkadaşları onun durgunluğunu fark edip sordular.
      - Hayrola sarı yıldız?Dalgın gittin, ne düşünüyorsun öyle?
      Sarı yıldız gözlerini Daldığı yerden ayırmadan:
      - Şu uzaklarda mavi küçük bir gezegen var ya ona bakıyorum.Hani uydusu da var Ay adında.Gezegeninin adı da Dünya'ydı galiba.
      Mavi yıldız:
      - Dünya ne zamandır benim de dikkatimi çekiyor.Yıldız dede:
      - Evet ya, dedi.Bakmayın yüzeyinin dörtte üçünün suyla kaplı olduğuna.İçi hala binlerce derecede fokurduyor.Bazen yanardağlardan içindekini biraz dışarı püskürtür de rahatlar.
      Mavi yıldız:
      - Dünya gördüğüm kadarıyla çok ilginç ve değişik bir gezegen.Üzerinde başkalarında görmediğim şeyler var.Mesela; canlılar.Bazıları yerinde duruyor bazıları da hareket ediyor.
      İkiz yıldızlar:
      - Bizim ilgimizi en çok insanlar çekiyor.Onlar diğerlerinden farklılar.Dünya üzerindeki herşeyi kullanıyorlar.Tüm canlılarda insana hizmet ediyor.İnsanın ayrı bir yeri var anlaşılan.
      Yıldız dede:
      - Evet, dedi.O mavi gezegen de, üzerinde yaşayan insancıklar da çok önemlidir.İnsanlar çok yetenekli, duygulu ve zeki varlıklardır.
      Sarı yıldız kızgın alev toplarından birini uzaya savurdu.
      - Ben, insanlara çok kızıyorum, dedi.
      Minik gezegen:
      - Neden, diye sordu.
      Sarı yıldız öfkesinden iyice sararmış halde:
      - Nedeni var mı a küçüğüm, dedi.Her gece bizi seyrederler.Ne şiirler yazarlar üzerimize.En duygusuzları bile bize hayrandır.Ama gel gör ki bu kadar.Hem bize "güzel" der hem güzelliğimizi vereni düşünmezler.Milyarlarca sayımıza ve müthiş hızımıza rağmen ışıklarımıza hayran kalırlar; ama bizi yöneteni, idare edeni fark etmezler.Adeta bizi paketlenmiş bir kitap gibi raflarına koyarlar.Her gün her gün ellerine alırlar ama bir türlü açıp okumazlar.
      Sahibimiz Allah'ı onca işaretlerle gösteririz, gücünü, kudretini tanıtmaya çalışırız anlamazlar.Bunca çabamız, terlmemiz boşa gider.Rbbimizin ordusunda düzen içinde işleyen askerler iken bize serseri gözüyle bakarlar.Değerimizi hiçe indirirler.Gel de kızma.
      Mavi yıldız arkadaşını teselli ederek:
      - Üzülme, dedi.İnsanların hepsi böyle değildir.Üstelik şimdilerde dünya üzerinde ilginç şeyler oluyor.Biraz dikkatli bak!
      İkiz yıldızlar:
      - Dünyada ne olup bittiğiyle ilgili doğru bilgileri ona en yakın yıldız kardeşimizden alabiliriz.
      Minik gezegen:
      - Dünyaya en yakız yıldız hangisi, diye sordu.
      İkiz yıldızlar:
      - Tabi ki Güneş.Ona sadece 150 milyon kilometre uzakta.Hem Dünya bütün gün onun etrafında dönüyor.En iyi Güneş biliyordur onları.
      Diğerleri de ikiz yıldızların teklifini kabul ettiler.İnsanların yeryüzünde ne yaptığını en yakınında olan Güneş'e sormalıydılar.Hep birlikte alev toplarının uzağa atıp hep birlikte bağrıştılar.
      - Hey!Güneş kardeş!
      Güneş bir yandan kendi etrafında dönüyor, bir yandan da çocukları olan Dünya diğer gezegenlere ısı ve ışık veriyordu.Uzaklardan kendine seslenen yıldız arkadaşlarını fark etti.O da onlara cevap verdi.
      - Efendim!Nasılsınız arkadaşlar?
      - Güneş kardeş, hepimiz çok iyiyiz, dedi yaşlı yıldız.Sen nasılsın?Çocukların nasıl?
      - Çok şükür ben iyiyim.Vazifemi yapıyorum.Çcuklarıma gelince bütün gün etrafımda dört dönüyorlar.Onları Samanyolu'nda gezdiriyorum.
      Yaşlı yıldız:
      - Biz Dünya'yı merak ediyoruz, dedi.Üzerinde insanlar yaşayan gezegen var ya işte onu.Neler oluyor bize anlatır mısın?
      Güneş gülümseyerek:
      - Şu sıra dünyada çok önemli şeyler oluyor, dedi.Nicedir beklediğimiz peygamber Hz.Muhammed insanlar arasında.Dinini yaymaya çalışıyor.Mekke denilen yerde 7 yıldır uğraşıyor.Diğer insanlara Allah'ı anlatıyor, tanıtıyor.Bizim ve diğer varlıkların neden var olduğunu, hayatın gayesini öğretiyor.Ben de merakla takip ediyorum.
      Mavi yıldız:
      - Ah ne güzel, dedi.Demek artık insanlar bize değer verecekler.Anlatmaya çalıştığımız şeyleri anlayacaklar.Herkes Allah'a iman ediyordur şimdi.
      Güneş:
      - Herkes değil, maalesef, dedi homurtuyla.O'na gönülden katılanlar da var, çok zorluk çıkaranlar da.Ben gündüzleri görebiliyorum.Müşrik denilen Allah'a ortak koşan, taştan, topraktan yaptığı heykellere tapan insanlar var.İşte o müşrikler, Peygambere ve insanlara çok eziyet ediyorlar.Hatta Müslümanların bir kısmı dinlerini yaşayabilmek için Habeşistan'a göçtü.Orada rahat ettiler.Ama Mekke'de kalanlar çok zor şartlardalar.Ben çok üzülüyorum durumlarına.Çok sabırlılar ve yapılan onca işkenceye rağmen dinlerinden dönmüyorlar.Doğrusu onlara hayranım.Ama şu müşrikler yok mu?
      Yaşlı yıldız:
      - Bu insanoğlu bir garip, dedi.Bazıları da bir ara bize tapmaya başlamıştı.Oysa biz Rabbimizin emriyle hareker eden, onun yaratmasıyla ancak var olabilen, aciz varlıklarız.İşte ben yaşlandım.Bunu durdurmak elimde mi?Vaktiyle İbrahim peygamber de Güneş'in, yıldızların tapılacak varlıklar olmadığını çok anlatmıştı.
      Minik gezegen, güneş'e:
      - Peki,dedi.O müşrikler şimdi ne yapıyorlar?Benim görebildiğim kadarıyla Mekke'de bir hareketlilik var.Ama uzakta olduğundan çok da net göremiyorum.
      Güneş hayıflanarak:
      - Maalesef, ben de göremiyorum, dedi.Çünkü Mekke'de şu anda gece yaşanıyor.Mekke, Dünya'nın bana arkası dönük yerinde kalıyor şimdi.
      Minik gezegen:
      - Ah ne yapsak da haber alsak, dedi heyecanla.
      Yıldızlar arasında bir kaynaşma oldu.Herkez çok meraklıydı.Ama olanları net göremeyecek kadar uzaktaydılar.Ne yapmalıydılar?
      İkiz yıldız birbiri etrafında dönerek:
      - Tamam bulduk, dediler.Dünya ' ya Güneş'ten sonra en yakın yıldız kim?Şuraya baksanıza!
      İkiz yıldızlar Güneş'e çok yakın olan bir başka yıldızı işaret ediyorlardı.Tüm yıldızlar o tarafa bakınca hep bir ağızdan bağrıştılar.
      - Alfa Sentori! Alfa Sentori!
      Alfa Sentori kendisine bağrıldığını duymuştu.O yana dönerek:
      - Bana mı sesleniyorsununz, kardeşlerim, diye sordu.
      Yaşlı yıldız:
      - Evet Alfa'cığım.Dünya üzerinde bu gece neler oluyor bize anlatır mısın?
      Alfa Sentori Dünya 'ya döndü.Gözlerini kırpıştırarak:
      - Ben de, zaten Dünya'yı izliyordum, dedi.Neler olmuyor ki?Size anlatayım.Hem çok da net duyabiliyorum.Müşrikler, Hz.Muhammed'den peygamberliğini ispat için ne zamandır olmadık mucizeler isteyip duruyorlar.Bu gece de oldukça büyük bir mucize istiyorlar.
      Yıldızlar bağrıştılar:
      - Ne istiyorlar?
      Alfa Sentori:
      - Sabırlı olun.Anlatıyorum gördüklerimi.Dünya'nın bir uydusu var ya, Ay.İşte Ay'ın iki parçaya ayrılmasını istiyorlar.Öyle ki yarısı Ebu Kubeys Dağı, diğer yarısı da Kuaykıran Dağı üzerinde görülsünmüş.
      Peygamber Hz.Muhammed de:
      "Şayet bunu yaparsam, iman eder misiniz?" diye soruyor.
      Onlar da:
      "Evet, iman ederiz!" dediler.
      Yıldızların gözleri fal taşı gibi açılmıştı.Derin bir sesizlik içinde anlatılanları dinliyor, görebildikleri kadarıyla da uzaktan uzağa olanları izliyorlardı.
      Alfa Sentori de çok heyecanlanmştı.Sesi titreyerek anlatmaya devam etti.
      - Peygamber şahadet parmağıyla Ay'a işaret ediyor.Bakın!Bakın!Aman Allah'ım, Ay'a bakın!Mucize gerçekleşiyor.
      Bütün yıldızlar Ay'ın iki parçaya ayrılışını izliyorlardı.Hep bir ağızdan tekbirler getirmeye başladılar.Sadece onlar değil, bütün galaksilerdeki yıldızlar ve gezegenler de bu müthiş olayıfark etmişlerdi.Onlar da tekbir getiriyorlardı.
      - "Allahü ekber!Allahü ekber!"
      Bir anda bütün kainat tekbir sesleriyle çınlamaya başladı.
      Ay, Allah'ın emri ve Resulü'nün işaretiyle iki parçaya ayrılmıştı.
      Resulüllah orada bulunan halka seslendi:
      - "Şahit olunuz!Şahit olununz!"
      Yaşlı kendini tutamayarak:
      - Ne büyük bir mucize.10 milyar yıllık ömrümde böyle bir şey görmedim.
      Ay bir süre iki parça olarak kaldı.Müşriklerin görmek istedikleri gibi yarısı Ebu Kubeys Dağı, yarısı da Kuaykıran Dağı üzerinde gözlendi.Sonra da birleşti.Alfa Sentori gördüklerinin anlatmaya devam ediyordu.
      - Müşrikler etraftan gelen yolculara da olayı soruyorlardı.Onlar da gördüklerini söylüyorlardı.
      Sarı yıldız:
      - Her halde bu kadar açık mucizeyi inkar edemezler, dedi.Gözlerinin önünde oldu her şey.Biz şahidiz.
      Alfa Sentori üzüntüyle:
      - Hayır, maalesef! dedi.Hz.Muhammed'in büyü yaptığını söylüyor, iman etmeye yanaşmıyorlar.
      Minik gezegen şaşakınlıkla:
      - Ama nasıl olur?Nasıl inanmazlar?
      Yaşlı yıldız:
      - Evlatlarım, dedi.Görmek istemeyenden daha kör kim olabilir ki?Her şey bu kadar açıkken insanlardan bazıları kendilerine yazık ediyorlar işte.
      Alfa Sentori birsüre sonra:
      - Arkadaşlar, dedi.Müslümanlar konuşurlarken duyuyorum.Rabbimiz bu olay üzerine Peygamberimize şu ayetleri vahyetmiş:
      "Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı."
      Onlar bir mucize görseler yüz çevirir ve "Bu kuvvetli bir sihirdir." derler.
      Yaşlı yıldız ağır ağır:
      - Bakalım, dedi.Bundan sonra neler olacak.İnşaallah İslamiyet her yerde yayılır.Allah, Müslümanların yardımcısı olsun.
      Bütün yıldızlar bu duaya "amin" dediler ve yollarına devam ettiler.
     


http://www.ezan.gen.tr/default.asp?modul=oykuler&act=oyku_detay&kat_id=91

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

HAFIZ TALEBE

28/6/2009 · Kategori: Öyküler

HAFIZ TALEBE




     
      Küçük bir çocuk hafizligini ikmal etmistir. Sabaha kadar Kur'an-i Kerim'i hatmediyor, namazini kiliyor, ertesi gün de hocasinin karsina çikiyor;
      çikiyor ama biraz da rengi-benzi sararmis olarak çikiyor. Hocasi maddi-manevi mürsit olabilecek durumda bir Üstattir. Talebesinin bu halini diger talebelerine soruyor.
     
      Onlar da:
     
      "Üstadim, bu talebeniz sabaha kadar Kur'an-i Kerim'i hatmedip duruyor ve tabii sabaha kadar gözüne uyku girmiyor, sabah olunca da kalkip derse geliyor." diyorlar.
     
      Üstad talebesinin Kur'an-i Kerim'i böyle okumasini arzu etmedigi için onu karsisina alir ve ona:
     
      "Kur'an, indigi gibi okunmalidir evladim" der, "Bugünden itibaren sen Kur'an'i, su ana kadar okudugun gibi degil, onu okurken beni karsinda farz et ve üstadina dersini iade ediyorsun gibi oku" tavsiyesinde bulunur.
     
      Çocuk gider, O gece Kur'an-I Kerim'i okur ve sabah üstadinin huzuruna geldiginde:
     
      "Efendim, bu gece ancak Kur'an-i Kerim'i yarisina kadar okuyabildim" der.
     
      Üstad:
     
      "Pekala, sen bu gece de Kur'an-i Kerim'i, dogrudan dogruya Resulü Ekrem(s.a.s.)'in huzurunda okuyor gibi oku" der.
     
      Talebe, "Ben, kendisine Kur'an nazil olan zatin huzurundayim; dogru okumaliyim" heyecaniyla daha bir dikkatlice tilavet eder...
      ve o gün üstadina, ancak Kur'an-i Kerimin dörtte birini okuyabildigini belirtir.
      Üstadi da terakkiyi görünce, bir mürsidin, müridinin dersini arttirmasi gibi:
     
      "Sen simdi de emin melek Cibril'in, Resulü Ekrem(s.a.s.)'e teblig ettigi anda dinliyor gibi Kur'an-i Kerim'i oku" der.
     
      Talebe gelir:
     
      "Vallahi üstadim, bugün ancak bir sure okuyabildim" der.
     
      Üstadi da:
     
      "Evladim simdi de onu, binlerce hicabin verasinda bulunan Mevla-i Muteal'in huzurunda okuyor gibi oku. Düsün ki, okudugunu Allah(c.c) dinliyor, senin için indirdigi kelamini seninle mukabele ediyor."
     
      Talebesi ertesi gün aglayarak üstadinin karsisina gelir:
     
      "Üstadim, 'elhamdu lillahi rabbi'l-alemin'de idim, 'maliki yevmi'd-din'e kadar geldim, 'iyyake na'budu' demeye bir türlü dilim varmadi.
      Çünkü bunun manasi, 'SADECE SANA KULLUK YAPARIM', halbuki ben o kadar çok seye kulluk yapiyorum ve o kadar çok sey karsisinda serfuri ediyorum ki (bas egme, itaat etme), Onu karsimda hazir ve nazir mülahazaya alinca 'iyyake na'budu'yu asamadim" der.
     
      Bu menkibeyi nakletmekle, "Böyle düsünmezseniz, Kur'an okumayiniz." demek istemiyoruz; istemiyoruz ama, kelimat-i Kur'an bize ne anlatiyor, ruhumuzda ne gibi bir degisiklik hasil ediyor vb. hususlar üzerinde durmamizin, ona muhatap seçilmemizin geregi oldugunu düsünüyorum. Ruhlarimiz da inkilaplar meydana getirmeyen Kur'an'in, ferdi ve ictimai hayatimizda müessir olacagi düsünülemez. Biz Kuran’la degisebilmeli, onun ufkuna yönelmeli, onu kendi derinlikleriyle duymaliyiz ki, o da esrarini gönül gözlerimizin önüne seriversin... (F.GüLEN)
     
      Bizim en büyük sorunumuz, okudugumuz Kur'an'in girtlaktan asagiya inmemesidir. Kur'an, günümüzde, sevinçlerimizi paylasmak ve ölülerimizi anmak adina okunan bir kitap haline getirildi. Tüm bunlarin disinda da yaldizli kabinda, evlerimizin en yüksek ve kapali yerlerinde, deger vermek adina hapsettigimiz bir kitap...
     
      "Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatirlatildigi zaman, onun üstünde sagir ve körler olarak kapanip kalmayanlardir."
      (Furkan-73) 
     


http://www.ezan.gen.tr/default.asp?modul=oykuler&act=oyku_detay&kat_id=70

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

ÖLÜM

28/6/2009 · Kategori: Öyküler

ÖLÜM



     
      Küçüklügümden beri dar yerlerden sikilir ve buralardan adeta feryad ederek kaçardim.
      Daha sonra bunun bir hastalik oldugunu anlamis,fakat bu illetten bir türlü kurtulamamistim. Oysaki, o dar mekanlara simdi ister istemez girecektim. Beni sarip sarmalamislar ve uzunca bir tabuta yerlestirmislerdi. Cevremde dolasanlarin seslerini gayet iyi duyuyor ve gozlerim kapali olmasina ragmen, her nasilsa onlari gorebiliyordum.
     
      -"Genc yasta öldü zavalli"
      diyorlardi.
      "Halbuki yapacak ne kadar isleri vardi"
     
      Gercektende bircok isim yarim kalmisti. Mesela ogluma iyi bir is kuramamis, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henuz bitirmemistim. Buyuk bir firma kurup dostlarimi o firmada toplamakta, artik hayal olmustu. Kis cok yakin oldugu halde odun-komur isini halledememis ve catinin akan yerlerini aktaramamistim.
     
      Birden kulaklarimi cinlatan bir sesle irkildim. Sanki mikrofonla soylenen bu ses, beynimin en ucra koselerinde yankilaniyor ve;
     
      -"Gecti artik gecti"
      diyordu.
     
      Icimden,keske gecmemis olsaydi diyordum. Nereden basima gelmisti o kaza bilmemki? Halbuki ne kadarda iyi araba kullanirdim. Olup bitenleri anlamaya calisirken, dostlarimin cevremi sardigini ve uzerimi örtmek icin tabutun kapagini kaldirdiklarini farkettim. Avazim ciktigi kadar bagirmak ve cirpinmak istedigim halde;
      ne kimildayabiliyor,nede bir ses cikartabiliyordum.
     
      Biraz sonra koyu bir karanlik icinde kalmis ve gözlerimi;
      tabutun tahtalari arasindan sizan isiga cevirmistim.
     
      Dehset icinde;
     
      -"Aman Allahim"
      dedim.
      "Ne olacak simdi halim?"
     
      Korkudan hicbir sey düsünemiyordum. Biraz sonra omuzlara kaldirilmis ve sallana sallana götürülmeye baslanmistim. Disardaki seslerden yagmur yagdigi belli oluyor ve su damlaciklarinin sesi, tabutumun gicirtisina karisiyordu. Cenaze namazi icin camiye gidiyor olmaliydik.
     
      Cami diyince aklima gelmisti. Cok yakinimizda olmasina ragmen, nedense bir türlü elim degip gidememistim. Ama 50 yasina gelince namaza baslayacak ve herkesin sikayet ettigi kotu aliskanliklarimi terkedecektim.
     
      Ah,su kaza olmasaydi, ilerde ne iyi bir insan olacaktim.
     
      Daha önca duydugum ses:
     
      -"Gecti artik gecti"
      diye tekrarliyordu.
     
      "Bitti artik"
     
      Biraz sonra namazim kilinmis ve imam cemaate,nasil bir insan olarak bilindigimi sormustu. Ben, cemaatin arasindaki 8-10 kisinin bu soruya cevap vermedigini gayet iyi biliyordum. Evet bu insanlara kötülük ettigimi kabul ediyordum.
      Fakat su kaza olmasaydi, onlarin gönlünü alacak ve yaptigim haksizliklari telafi etmeyecekmiydim?
     
     
      Camideki isimiz bittikten sonra tekrar omuzlara kaldirilmistim. Tabutumun egik bir sekilde tasinmasindan, mezarliga giden yokusu tirmandigimizi anliyordum. Siddetle yagan yagmurun, catlaklardan iceri girerek kefenimi yer yer islattigininda farkindaydim. Buna ragmen disarda konusulanlara kulak verdim.
      Dostlarimin bir kismi piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kismida gecen aksam televizyonda oynanan kovboy filmini methediyordu.
     
      Tabutumu tasiyan diger biri ise, yanindakinin kulagina fisildayarak;
     
      -"Tam ölecek günü buldu rahmetli.Sirilsklam olduk birader"
      diyordu.
     
      Duyduklarim herhalde yanlis olmaliydi. Yoksa bunlar uykularimi onlar icin feda ettigim dostlarim degil miydi?
      Yolculugum bir müddet sonra bitmis ve tabutum yere indirilmisti. Kapak tekrar acildi ve gucsuz vucudumu kucaklayan kollar, beni dibinde su toplanmis olan bir cukura dogru indirdi. Boylu boyunca yattigim yerden etrafima baktim.
     
      Aman Allahim!
     
      Bu kabir degilmiydi?
     
      O ana kadar buraya girecegimi neden dusunmemistim? Sessiz feryadimi kimse duymuyor ve dostlarim, kalin tahtalarla uzerimi kapatmak icin adeta birbirleriyle yarisiyorlardi.
     
      Tekrar zifiri karanlikta kalmis ve bütün zerrelerimle dua etmeye baslamistim;
     
      -"Yarabbi!"
      diyordum.
     
      "Bir firsat daha yokmu, senin istedigin gibi bir kul olatim? Ve kabrimi, cennet bahcelerinden bir bahceye cevireyim"
     
      Daha once duydugum ses, ayni seyleri tekrarliyarak;
     
      -"Gecti artik gecti"
      dedi.
      "Hersey bitti artik"
     
      Vücudumu örten tahtalarin üzerine kürekle atilan topraklarn cikardigi ses, gökgürültüsünü andiriyor ve bütün benligimi sarsiyordu.
      Son bir gayretle yerimden firlayarak gözlerimi actim.
      Odamdaki rahat yatagimda yatiyor, fakat korkunc bir kabus görüyordum.
      Bitisik dairede oturan doktor arkadasim basucumda duruyor ve;
     
      -"Gecti artik gecti"
      diye tekrarliyordu.
      "Gecti bak, hicbirseyin kalmadi"
     
      Yattigim yerden yavasca dogruldum. Terden sirilsklam olmus ve sanki 20 kilo birden vermistim.
      Disarda saganak halinde yagmur yagiyor ve gökgürültüsünden bütün ev sarsiliyordu.
     
      Cevremdekilerin saskin bakislari arasinda kendimi toparlamaya calisarak;
     
      -"Yarabbi!
     
      Sana bütün zerrelerimin adetince sukurler olsun "diyordum."
     
      Iyi bir kul olmak icin ya bir firsat daha vermeseydin?" 
      
     


http://www.ezan.gen.tr/default.asp?modul=oykuler&act=oyku_detay&kat_id=69

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Yeşil Elbise

28/6/2009 · Kategori: Öyküler

Yeşil Elbise

     
     
     
     
      Yolda karsilastigimizda ezan okunuyordu.
     
      -"Gel seni camiye götureyim" dedim.
      "Bugün cuma biliyorsun."
     
      -"Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun."dedi.
     
      -"Biliyorum ama sebebini gerçekten merak ediyorum."
     
      -"Ne bileyim,olmuyor iste. Hem pantolonumun ütüsü bozulup,dizleri cikar diye endise ediyorum."dedi.
     
      Gayri ihtiyari gülmeye basladim.
     
      -"Herhalde saka yapiyorsun. Bunun icin cami terk edilir mi?
     
      -"Ciddi söylüyorum. Giyimime ve özellikle yesile düskün oldugumu bilirsin."dedi.
     
      Gerçekten de öyleydi. Giydigi birbirinden güzel elbiseleri; mutlaka yesilin bir baska tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardi.
     
      -"Peki" dedim. "Hayatinda hiç camiye gitmedin mi?"
     
      -"Çocukken dedemle birkaç kere gitmistim. Hem o yaslarda dizlerimin asinacak diye herhalde endise etmiyordum. Fakat artik camiye gidebilecegimi zannetmiyorum."
     
     
      Söyledikleri beni son derece sasirtmis ve bu konuyu açtigima pisman etmisti. Daha sonra tokalasip ayrildik.
      Onunla konusmamizdan iki ay sonra; kendisinin camide oldugunu söylediler.
      Hemen gittim. Bahcedeki namaz saflarinin en önünde duruyordu ve yine yesiller vardi üzerinde.
     
      Yavasca yanina yaklastim ve Kisik bir sesle:
     
      "Hani camiye gelmiyecektin ?" dedim.
     
      Hiç sesini çikartmadi.
     
      Çünkü musalla tasinin üzerinde, yesil örtülü bir tabut içinde yatiyordu... 
      
     


http://www.ezan.gen.tr/default.asp?modul=oykuler&act=oyku_detay&kat_id=68

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Agızdaki Taşın Hikmeti

28/6/2009 · Kategori: Öyküler

Agızdaki Taşın Hikmeti




     Birgün hazret-i Ebû Bekr “r.a.”, hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin “s.a.v.” huzûr-i serîflerinde, se’âdetle otururlarken;
     
      Bir bedbaht kötü huylu kimse;
      bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatip, yakisiksiz sözler söyledi.
     
      Hazret-i Server-i kâinât;
     
      o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce;
      birsey söylemez, ba’zan da tebessüm eder idi.
     
      Hazret-i Ebû Bekr;
      o bedbaht ve edebsizin edebsizligi haddi asinca;
     
      zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince;
     
      hazret-i Fahr-i kâinât, se’âdetle ve devletle yerinden kalkip, gitdi.
     
      Hazret-i Ebû Bekr “radiyallahü teâlâ anh” Sultân-i Enbiyânin ardina düsüp, yetisdi ve dedi ki:
     
      - Yâ Resûlallah!
      Niçin, bir hayâsiz, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birsey söylemediniz. Simdi, ben ona söyleyince, kalkip, gitdiniz;
      sebebi nedir.
     
      Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn “s.a.v.” buyurdu ki:
     
      - Yâ Siddîk!
      O hayâsiz ve bedbaht sana dil uzatmaga basladigi zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karsilayip, kovacak idi.
      Sen, hemen gadaba geldin;
      söylemege basladin. O melek gidip, yerine iblîs geldi.
      Iblîs-i la’înin oldugu yerde, ben durmam.
     
     
      Hazret-i Ebû Bekr-i Siddîk “r.a.” ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek agzina bir tas koyar idi.
      Ne zemân söz söylemek lâzim gelse, evvelâ fikr ederdi.
      Bir söz söyliyecegi zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düsünür, tefekkürden sonra, mubârek agzindan o tas parçasini çikarip, ne söz söyliyecek ise söyler idi.
      Sonra o tas parçasini mubârek agzina alip, tesbîh ve tehlîl ile mesgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve serden dünyâ kelâmi söylemez, eger kat’î lâzim ise ve çok efdal ise, söylerdi.
     
      Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile mesgûl idi. 
      
     


http://www.ezan.gen.tr/default.asp?modul=oykuler&act=oyku_detay&kat_id=67

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

ADALET VE TEVAZU

28/6/2009 · Kategori: Öyküler

ADALET VE TEVAZU




     Emevi halifelerinin büyügü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri (ö.101/720), devlet başkanligi sirasinda kul hakki ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranirdi. Gece çalismalarinda ayri islere tahsis ettigi iki kandili vardi. Bunlardan birini kendi özel isleriyle ilgili notları yazarken kullanir, öbürünü ise devlet ve millet isleriyle ilgili yazisşmalarda kullanirdi. Halife, birden fazla gömlegi olmayan, varliksiz biriydi.
     
     
     
      Yakinlarindan birisi Ömer b. Abdülaziz’e bir elma hediye göndermisti. O da elmayi biraz kokladiktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayi geri götüren görevliye söyle dedi:
     
     
      - Ona de ki, elma yerini bulmustur.
     
      Fakat görevli itiraz edecek oldu:
     
      - Ey müminlerin baskani! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayi gönderen de senin yakinlarindandir.
     
      Halife cevap verdi:
     
      - Evet ama, Rasulullah s.a.v.’e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüsşvet olur.
     
      Valilerin maaşlarini çok bol verirdi. Sebebini söyle açiklardi:
     
     
      - Valiler para sikintisi çekmezler, bütün ihtiyaçlari karsilanirsa, kendilerini halkin islerine vakfederler.
     
      Bir gece halifenin yaninda bir misafiri vardi. Kandilin yakiti tükenmisti. Misafir dedi ki:
     
      - Hizmetçiyi uyandiralim da kandilin yagini koyuversin.
     
      - Hayir, birak onu uyusun. Ben ona iki ayri isi yaptirmak istemem.
     
      - Öyleyse ben kalkip kandile yag koyayim.
     
      - Olmaz, misafire iş gördürmek yigitlikten sayilmaz.
     
      Kendisi kalkti, kandilin yagini koyup yerine döndü ve söyle dedi:
     
     
      - Ben kalkip iş yaparken de Ömer’dim; gelip oturdum, yine ayni Ömer’im.
     
      Iki buçuk yillik halifelik döneminde Islâm aleminde adaleti hakim kilmisti. Büyük dedesi Hz. Ömer r.a. gibi adalet ve basiret sahibiydi. Henüz kirk yaslarinda iken onu çekemeyenler tarafindan bin dinar altin para karsiliginda hizmetçisi eliyle zehirlenmisti. Hizmetçisi suçunu itiraf ettiginde, Ömer b. Abdülaziz, paralari adamdan alarak devlet hazinesine koymus, kendisini serbest birakmis, öldürülmekten kurtulmasi için de kaçmasini söylemisti.
     
     
      el-Bidâye ve’n-Nihâye, 9/238-246 
      
      
     


http://www.ezan.gen.tr/default.asp?modul=oykuler&act=oyku_detay&kat_id=66

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

“ARKADAŞINI AL, BERABERCE CENNETE GİRİN”

28/6/2009 · Kategori: Öyküler

“ARKADAŞINI AL, BERABERCE CENNETE GİRİN”




     Hz. Enes (r.a.) anlatiyor:
     
     
      “Resûlüllah (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk.
      Bir ara azi disleri görülecek sekilde gülümsedi.
     
      Sebebini sordugumuzda söyle buyurdular:
     
      “Ümmetimden iki kisi Allâh’in huzuruna gelirler. Birisi,
      -Yâ Rab, benim bunda hakkim var;
      hakkimi bundan al, bana ver, der.
     
      Allah Teâlâ da ötekine,
     
      -Hakkini ver, buyurur.
      Adam, -Yâ Rab, bende sevap nâmina bir sey kalmadi, der.
     
      Cenâb-i Hakk,
     
      -Baksana, bu adamin sevabi kalmadi, ne dersin? buyurur. Adamcagiz,
     
      - O halde benim günahlarimdan alsin, der.
     
      Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bunu anlatirken gözleri yasardi ve,
      “O gün büyük bir gündür.
      Insan; günâhinin alinmasini ister” dedi.
     
      Bunun üzerine Allah Teâlâ hak sahibine,
     
      -Basini kaldir ve cennete bak, buyurur.
     
      Adamcagiz,
      - Yâ Rab, inci ile islenmis, gümüsten apartmanlar ve altindan köskler görüyorum.
      Bunlar hangi peygamber, hangi siddîk veya hangi sehitler içindir? der.
     
      Allah Teâlâ,
     
      -Bunlar, bana ücretini verenler içindir, buyurur.
     
      Adamcagiz, -Bunlarin hakkini kim ödeyebilir? der.
     
      Hz. Allah,
     
      -Sen istersen bunlara sahip olabilirsin, buyurur.
     
      Adam,
      -Nasil olur, yâ Rab? deyince,
     
      Cenâb-i Hakk,
     
      -Hakkini bu adama bagislamakla, buyurur.
     
      Adam,
      -O halde ben bunu affettim, der.
     
      Allahü zû’l-Celâl hazretleri de,
     
      -Arkadasini al, beraberce cennete girin, buyurur.
     
     
      Sonra Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz,
     
      ‘Allah’tan korkun, Allah’tan korkun ve siz de kendi aranizi düzeltin.
      Bakiniz, bizzat Hazret-i Allah mü’minlerin arasini buluyor’ buyurmuslardir. 
      
     


http://www.ezan.gen.tr/default.asp?modul=oykuler&act=oyku_detay&kat_id=65

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »